Geçmiş zamanlar

İhanet etmeli miyim 12 yaşındaki bir kız çocuğuna?

 

14 Kasım 1982

Evet bugün ilk günlüğümü yazıyorum. Hep böyle derim ama hiç devam ettiremem. İnşallah bu sefer devam ettiririm. Bugün kendime süveter örmeye başladım, pembe renk, kendime ilk ördüğüm şey olacak.

25 Ekim 1983

Bugün oldukça sıkıcı geçti. Başım çok ağrıyor. Şimdi şark odasındayım. İnşallah yarın okula gitmem.

Eylül 1983

Bir çağlayan gibi

Hür olmak istiyorum

Sonbahardaki yapraklar gibi

Çılgın olmak

Senin gibi

Deli olmak istiyorum

Bir martı gibi

Beyaz ve saf

Birbirine kavuşmuş aşıklar gibi

Mutlu olmak istiyorum

Ocak 1984

Kalkarım güneş doğmadan

Trenin sesini duymak için erkenden

Ona yetişmek için çıkarım pencereye

İşte geliyor tren

Tüm haşmetiyle

Korkutuyor beni gerçekten

Yarın biner çeker giderim diyorum

Ve tekrar giriyorum sıcacık yatağıma.

1985

Gün gelecek

Baktıkça güleceğiz bu günlere

Acı tatlı geçen gençliğimize

İçimiz biraz buruk

Keşke diyeceğiz

Sonuna cesaret edemeden

Ama hatırladıkça

İki damla yaşı esirgemeyeceğiz

Kalbimizi dinleyince

İşte biz o gün yok olacağız.

1986

Boyayıvermeli bütün evreni

Geceyi yeşile

Yıldızları sarıya

Daha kolay saysın diye çocuklar

Korkmasınlar diye geceden

Karanlıktan

Gerçeklikten

Göğüslerini gere gere

Bizim bu bahçe desinler diye

Boyayıvermeli şu evreni.

1987

Ellerimde bir avuç toprak

Saçlarım sapsarı başak

Göz yaşlarım mı olacak toprağı sulayan

Yalvarırken Tanrıya

Umduğum yalnızca biraz sevgi

Biraz barış

Biraz özgürlük

Yeşertmek için tüm dünyayı

18 Mayıs 1987

Ne söylesem ki, herşey söylenmiş sevgi üzerine. Ne gereği var doğru, yanlış demenin. Herkesin bir emeği var sevgi üstünde. İyi ya da kötü.. Herkes söylemiş işte bir şeyler. Doğru ya da yanlış…

 

1987

Gün olur bakarım arkama

Kumsaldaki ayak izlerime

İçimden bir şeyler kopar

Ta derinden, birşeyler götürürcesine

Görürken teker teker silindiklerini

Birkaç damla yaş süzülür,

Taşlaşmış kalbimden

Her dalganın kıyıya vuruşunda

Hala hatırlar duygulanırım

O gitarın ezgilerini

Gün olur bakarım şu kumsala

Tek başına bir ben görürüm

Hep yıkan yaptığı kaleleri çocukların

Hep yıkar bir şeyleri

Zafer çığlıkları doldurur kumsalımı

Martı çığlıkları ile karışır, uzaklaşır,

Saklanır gökyüzünde, bulutların arasına,

Yeni kaleler arar yıkmak için

Kumdan kaleleri

Sevgi kalelerimi…

1988

Bir yer oralarda

Çok uzaklarda kimsenin uzanamadığı

Dokunamadığı bir yer

Bir çığlık

Bir başlangıç mı

Yoksa bir son mu

Bilinmez

Bir çocuk oralarda

Çok uzakta

Ağlayan

Ağlayacak olan

Bir yaşlı oralarda

Göçüp gitmek üzere

Başka bir yere

Çok uzaklara

Mutlu şimdi

Uzanmış sonsuzluğa

Arkasında ağlayan

Yalnızca o küçük çocuk

Bir çığlık duyuyorum

Ta uzaktan

Bilinmez

Bir başlangıç mı

Yoksa

Bir son mu

1989

Gece

Soğuk

Yağmur yağmadan

Bu toprak kokusu neden

Kayıp bir beden için

Gömülür sıcak toprağa

Tüm göz yaşlarım.

 

1990

Yitik bir hayatın mirası gibi

Acemice karalanan iki satır

Bir şeyleri yakalamak için

Derin bir yürek sızıntısıyla

Yaşanmamış bir aşk gibi..

2000

Aşık olmadan aşkı yazmak ne kadar boş!

Küçüğündüm

Büyüdüm

Biliyordum

Gittin

Sevdiğimdin

Çok çabuk bittin

Hikayem..

 

20 Ocak 2001

Herbirimiz kendi kitabımızın sonunu kendimiz yazarız. (Bir filmden..)

24 Şubat 2001

Her resmin bir şiiri olmalı…

 

Temmuz 2001

Koyamadım yerine

Güneşi

Karanlığına

Sözlerimi

Sessizliğine

Gecenin

Gündüzüme

Sevgini

Hüznüme

Koyamadım yerine

Seni

Sensizliğine

2001’in sonu

Koca bir boşluğa bakarak anlatılacak ne çok şey vardı..

Yollara hasret

Tükettik

Hayatı

Biz yokken

Rüzgarlar

Aldı seni

Küllerinle

Kokuna hasret

Yollarda bitti

Hayat

Mevsim

Kış

2002

Bilseydim

Bu kadar zor olacağını

Bu kalemin

Alır mıydım

Yanıma

Bu kadar ağır olacağını

Bilsem

Sırtlanır mıydım

Bu kelimeleri

2003

20 gündür tembellik içindeyim. Saat sabah 06.36.. Canım peynirli yumurta istedi ve Bach.. Kar yağıyor. Çatlak penceremin önünde elimde peynirli, yumurtalı ekmeğim, early grey çayım ve bir Çek benim için, sabahım köründe Bach çalıyor. Benden keyifli kim olabilir bu saatte………..

Kar yağıyor, yollar kapalı, belki açılır, belki açılmaz. Kaçıncı kar bu acaba, hafızamdaki kekremsi tat beni niye zorluyor hatırlamaya, çabuk çabuk geçenleri? Şunları bir uyutabilsem, hep beraber uyusak öğlelere kadar.

Tüketilmeye mahkum zamanların tadını hep bittikten sonra hatırlarız. Gizli pişmanlıklar kalır hafızada. Üzücü..

Bu kaçıncı kar

Beyazlığından ürkmediğim

Hep buradaymışım gibi

Kar aynı

Ben aynı..

 2004

Ya seversin

Boşlukta olma hissini

Ya doldurmak istemezsin

Boşlukları

Ya da boşaltmak istersin

Hayatı

Yön hissini kaybetmiş gibi

Ne önemi var ki

Yönün

Boşlukta

Hele de yönünü kaybetmişsen..

2005’in sonu

Ürktüm şu küçük defterin sayfalarını çevirmeye. Kaç yıl geçmiş…

Yine kar yağıyor, o cam çatlak, Bach dinleyemiyorum henüz. Kısa cümleler kurabilirim ancak. Bir uzasalar ne can acıtırlar.. Acı, yaşlanınca (veya alışınca) kazıntı oluyor.

2006 ve sonrası

Yeterince ihanet ettim bu küçük kıza..Artık o kısa cümleler var. Benim kelimelerim..

 

Küçük bir bilgi; o kız artık Bach dinliyor..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s