Ben

_MG_3894

1970’de, Ankara’da doğdum.

Kitaplarla, okumaya sadece özenebildiğim yaşlarda tanıştım. Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden olan anneannem ile sayfalara bakıp, yazılanları hayal ederek anlatmaya çalıştığım zamanlardı. Birlikte, o kadar çok “Ayşegül” kitabı okumuştuk ki, adımı soranlara “Gül “diyordum, Ayşe’yi telaffuz etmek zordu o yaşlarda.

Her derdimi, isteğimi yazarak anlatan bir çocuktum. Anneme bol bol şiir yazdım. Öğretmen olan annem de onları çerçeveletti, duvarlara astı, konuya komşuya okuttu… Sonra evde protesto mektupları yazıp kapılara yapıştırdım. Avukat olan babam, yıllar sonra, o zamanlarda da içten içe gurur duyduğunu kabul etti.

Tevfik Fikret Lisesinde de edebiyattan sonra en sevdiğim ders, kelimelerin metinlerde hangi anlamlarda kullanıldığını çözmeye çalıştığımız dil dersleriydi.

Bu yazar edam ailede garipsenmedi çünkü uzun yıllar önce topraklarından kaçmak zorunda kalan ailemizde yazarlar bulunuyordu. Babamın amcasının kızı olan Nigar Refibeyli Azerbaycan’ın en ünlü kadın şairlerinden biriydi. Keza eşi Resul Rıza da. Şevket Süreyya Aydemir’i ve Nazım Hikmet’i, Gence’de evlerinde bir dönem misafir etmişlerdi. Nigar Hanım;

“Ala gözlüm, senden ayrı geceler,

Bir yıl gibi uzun olur, neyleyim?

Bahçemizde kızıl güller her seher

Tezden açar, vakitsiz solar, neyleyim?

Derken, ben de 13 yaşında, defterime “âşık olmadan yazılmıyor ki…” notunu düşmüştüm. Biraz daha büyüyünce, ailede yaşanan sıla hasreti, ayrılıklar, geride kalanların yaşadıkları, acılar, ölümler, kavuşmalar, pişmanlıklar, yeniden başlamaların heyecanı, korkusu, tekrar başarmanın değeri beni çok etkilemeye başladı. Yazdığım şiirlerde, hikâyelerde ve romanlarımda bu motif hep bir yerlerde var oldu.

Siyasal Bilgileri kazandığımda, ilk gün büyük amfinin kapısında hissedeceklerimi tahmin edememiştim. Kozada yaşam günlerim bitmişti, kocaman bir arenada hayatla dövüş başlıyordu. Büyük amfiye ilk adımımı attığımda karşımda kocaman bir memleket vardı. Hayat, 1989 yılında yeniden kurdu çatısını. Benimkisi, Fransız ekolünden Türk ekolüne paraşütsüz bir atlama oldu, kısacası. Yıllar sonra anlayacaktım, düşerken can acımasının iyi bir şey olduğunu, hatta biraz da kan akmasının. Yaranın kabuk bağlamasını izlemek, o kabuğu soymamak için kendini tutmak, sonra da altından çıkan pembe derinin yumuşaklığına dokunmak. Hayatım da, belki göründüğünün aksine, bu kıvamda geçti.

Okul biter bitmez, hevesine kapılıp, rüzgârından 11 yıl geri adım atamadığım borsacılık serüvenimi, zamansız bir mevsimde bitirdim. Masanın öbür tarafına geçmek, yine yeniden baştan başlamak, korkmak, heyecanlanmak, yine bırakmamak genlerimden gelen özellikler bile olsa, hayatın ritmine ayak uydurmaktı aslında.

Bu ritim bugün beni daha çok yazdığım, çizdiğim, hep yeniden ve tekrar başladığım işime, İletişim sektörüne getirdi. Yazıyla, üretmekle, insanla daha yakın olduğum bir 14 yıl da böyle geçti.

Şiirlerimi 2011 yılından beri bloğum “kelimeler etrafta” da paylaşıyorum. İlk romanım “Zamansız Mevsimler” Aralık, 2016’da yayınlandı. Ayrıca yayınlanmış üç ayrı kurumsal kitabın projesinde ve yazımında görev aldım.

Bir roman, bir de hikâye kitabım da yolda, okuyucusuna kavuşmayı bekliyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s