Mutluluk üzerine kısa bir deneme-2

Mutluluk öğrenilebilir mi?

Ne çok duyuyoruz değil mi bu mutluluk kelimesini? İster istemez insan sorgulamaya başlıyor; mutlu muyum? Yoksa mutlu değil miyim? Daha çok mu mutlu olmalıyım? O, niye o kadar mutlu? Rol yapıyor… Yok, mutlu değilim ben…

Kıstaslar, kıyaslamalar, teoriler, hipotezler derken elimizde bir reçete, neredeyse gece yarısı nöbetçi eczane arama durumunda, hevesli, şüpheli, meraklı hatta doyumsuz gölgeler şeklinde birer dijital varlıklar olarak yaşıyoruz.

Mutluluk üzerine niçin bu kadar yayın var? Madem bu kadar biliniyor, irdeleniyor ve birkaç power point slaytı ile anlatılıveriyor ve her seferinde biz de başımızı bir öne bir arkaya sallayarak onaylıyoruz… Evet, biliyoruz genel geçer kuralları da niçin mutlu olup olmadığımızı hala sorgulamak ihtiyacı duyuyoruz? Niçin dönüp dolaşıp bu mutluluk olayına geri geliyoruz? Bu kadar okul bitirmişiz, aramızda yüksek lisans, doktora yapanlar hatta profesör olanlar, işinde en yüksek mevkilerde olanlar var. Yani şu kuralları, reçeteleri uygulamayı öğrenemiyor muyuz? Niye uygulayamıyoruz işte ben bunu merak ediyorum ve öğrenmeye çalışıyorum.

Mutluluk öğrenilebilir mi? Fabrika ayarlarımızda var olduğunu biliyoruz. Nasıl mı biliyoruz, en kederli zamanınızda bile, bir an, bir şeye güldüğünüzü fark ettiğiniz oldu mu? Ya da en zorlu zamanlarda saçma sapan bir anda aklınıza birinin gelip içinizin ısındığı olmadı mı? Daha zorlayayım, toplama kampında tebessüm ederek enstrüman çalan insanların fotoğraflarına denk gelmediniz mi? Kırıntı bile olsa ne biçim çarpıyor değil mi o mutluluk hali insana?

Bir tapınakta göz göze geldiğim rahibin, onların tarzında selam verdiğimdeki mutluluğu beni şaşırtıyor ve her seferinde kendimi sorgularken buluyorum; PEKİ BENİ NE MUTLU EDİYOR?

Kendimi tanımadan bu soruya cevap vermem imkânsız.

Ben, mutluluğun bir yol olduğuna inanıyorum. Hepimizin bir hayat yolu var, kaderimizin çizdiği ana arterden bahsetmiyorum elbette ama yan yollar; kısa, uzun, taş, toprak, kıyı yolları var. Bu yollarda karşılaşmıyor muyuz? Evet, bazen karşılaşmıyoruz ama yolumuz kesiştiğinde de karşılaşıyoruz birbirimizle.

Bundan bahsediyorum işte! Bu mutluluk olayının reçetesi, kuralları, “bir kitap okudum hayatım değiştileri”, mutluluk için yemek tarifleri “Proteine veda! Mutluluğa merhaba! “ gibi hem kolayına kaçarak oyalandığımız, başka bir deyişle imkânsıza saplandığımız başkalarının yollarına sapmamamız gerektiğini düşünüyorum.

Acılı bir yemeği düşündüğümde -ağzımın suyu akarken- mutlu hissedersem, bunu baharattan nefret eden birine nasıl bir mutluluk reçetesi olarak verebilirim ki? Ya da “haydi tüm insanlarla elleri birleştirelim ve sevgi çemberi oluşturalım” diyen mutlu arkadaşım, tanımadığı hiçbir kimseye dokunmak istemeyen ve gerim gerim gerilen bana nasıl bir yol gösterebilir? O ortamdan kaçış yolu belki…

Elbette hepimiz için, ya da çoğunluğumuz için diyelim, ortak mutluluk kaynaklarını sıralayabiliriz; sevdiklerimizle olmak, iyilik yapmak, karşılık görmek, takdir edilmek, güzel bir sözcük ya da cümle olması daha iyi olur J…

Tembelliği bırakalım ve şapkamızı önümüze koyalım; bizi, yani beni ne mutlu ediyor, neyi nasıl ve niçin yaparsam mutlu oluyorum, biraz düşünelim. Araştırmacılar, günde 3 tane, o gün yapmaktan mutluluk duyduğumuz şeyi yazmamızı öneriyorlar. Bunu yapan kişilerin daha mutlu dolayısıyla psikolojik ve fiziksel olarak daha güçlü olduğunu söylüyorlar.

Yazmak algıyı daha açık ve hatırlaması daha kolay hale getiriyor. Yazmak, fikirlerin somut kelimeler halinde önümüzde durması, bir kere daha sorgulamamızı, sorguladığımızı gözden geçirip belki de silip değişiklik yaparak karşımıza koymamızı sağlıyor. Yazdığımız ile hem fikir isek kendimizle el sıkışmış olmanın kararlılığını ve huzurunu hissediyoruz. “Ben” ile ilgili bir adım atmak evrene bir taahhüt ya da bir bildirim yani sorumluluk almak değil mi?

Kendi yolumuz dışında başkalarının peşine takılarak yaptığımız yolculuklarda kendimizi bulamama ve kaybolma riskini azaltmak için önce kendi yolculuğumuzun planını, kendimiz için çizmek daha kolay ve anlamlı olmaz mı?

Kendimizi keşfetmek kendimize, dolayısıyla bene yani mutluluğa yapacağımız en önemli yatırım olacak. Bu yolculukta sabreden, çalışmaktan gocunmayan, bıkmayan ve kendine haksızlık etmeyenlerin kazandığını gözlemlemek çok da zor değil. Yapabiliriz…

Keşfettiğimiz o yol, başka yollarla da kesişecek ve o yollarda, o acılı yemekten zevk alan bir başkası ile bir masada karşılıklı olarak oturur bulacağız kendimizi.

Yemekten sonra, sorbe mi yoksa sufle mi alacağınız artık size kalmış .

Reklamlar

About reyhansaygin

Benim kelimelerim var..
Bu yazı deneme içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s